27 Temmuz 2017 Perşembe

Hadi bir hikaye anlat Kiwanuka

Bu satırlar 5 sene evvel, Kiwanuka adını ilk duyurmaya başladığında, BBC tarafından 2012'nin 'sound'una aday gösterildiği esnada yazıldı. Milliyet Sanat dergisinde yayımlandı. Takvim 2017 senesinde olduğumuzu söylerken, üstelik Kiwanuka bu satırların üzerine ikinci bir albüm yapıp iyiden iyiye adını herkese duyurmuş ve yine üstelik 27 Eylül'de İstanbul'a gelecek iken... Tahmin ettiniz, o tarihlerde yazılmış satırları anımsatmak istedi bi' nevi mecmua. Keyifle... 


Kuzey Londra’da doğuyor Kiwanuka, Uganda’dan kaçar gibi (gibisi fazla da olabilir) ayrılan bir anne babadan. Müzik, annesinin radyo dinleme alışkanlığı sayesinde hayatına henüz çocukken dahil oluyor. “Abba’dan Neil Diamond’a artık o gün neler çalınıyorsa” kulak kabartmaktan geri durmuyor. Satın aldığı ilk cd Jamiroquai’nin ’96 tarihli “Traveling Without Moving” albümü. Akabinde Nirvana, The Verve ve Radiohead hayranlığı devreye giriyor. Ama uzun sürmüyor bu ilgi, kendini gitarın iktidarda olmadığı müziklere yönelmiş buluyor. Ardından da caza kafayı takıyor tabiri caizse. Hatta Royal College Of Music’te caz eğitimi almaya kadar götürüyor onu bu merakı. Tahmin edeceğiniz gibi, hercai müzikal zevkleri cazdan da soğutuyor onu. Sıra popüler müzik tarihinin klasikleştirdiği şarkı yazarlarına yöneltmeye geliyor ilgisini. Bob Dylan’ın şarkılarını nasıl yazıdğını, Jimi Hendrix’in plaklarındaki “sound”u, Marvin Gaye’in sesini kullanışını ve Bill Withers’ın akustik gitarlı soul’unu bir bir keşfedip, hatmetmesiyle kafasında nasıl bir müzik yapacağının şablonunu oluşturuyor.


Her şeyden önce bir gitarist Kiwanuka. Hem de gayet iyi bir gitarist. Bu yüzden tüm bu meraklı “öğrenim” süreci boyunca stüdyo müzisyenliği de yapıyor, konserlerde “zamane” hip-hop / r&b sanatçılarına eşlik de ediyor, harçlığını kazanıyor. Ama yerleşik algı biçimi önüne kocaman bir “beyaz adamın müziği” engeli çıkartmakta gecikmiyor. Afrika kökenli genç bir adamın 2000’lerde hangi müzik türleriyle haşır neşir olması gerektiğine dair o güne kadar farkına pek de varamadığı, hiçbir yerde yazılı olmayan kurallar olduğunu anlıyor. Öyle ki, birlikte çalıştığı müzisyenlere Crosby , Stills, Nash & Young gibi folk rock ekollerinin hayranı olduğunu söylemeye dahi çekinir hale geliyor. İmdadına Richie Havens, Sly and The Family Stone ve Curtis Mayfield gibi vakti zamanında “siyah”la “beyaz”ın notaları arasındaki farkı silikleştiren isimler yetişiyor. “Eğer onlar yapabildiyse…” diyerek bugün “Home Again”de karşımıza çıkan Michael Kiwanuka kimliğinin peşine düşüyor.

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Niia - “I” (Atlantic)


Her saniyesinden iyi bir kadın şarkıcı akan bu ilk albümü vesilesiyle Niia (tam adıyla Niia Bertino) ile tanışıyoruz bu yaz. Caz tedrisatından geçmiş, akabinde Wyclef Jean’la çalışarak pop hissiyatıyla yakın alaka kurmuş bir yetenek Niia. Duygusal, güçlü ve geceye yakışan bir albüm “I”. Müzikal hafızalarımızda Sade’nin, Jessie Ware’in zarifçe işgal ettiği alana onun sesinden şarkılarında da giriş yapması kuvvetle muhtemel.

Christophe Wallemme - “Ôm Project”


Avrupa cazını ve dünya müziğini (Lübnan ve Hindistan özellikle) iyi bilen bir müzisyen Wallemme. 90’larda Prysm üçlüsüyle albümler yaptıktan sonra kendi albümleriyle yoluna devam ediyor. 2017 model bu albümünde, kontrbası etrafında quintet düzeninde topladığı dostlarının arasına Isabel Sörling ve Ibrahim Maalouf’u zaman zaman katarak, bolca 70’lerin ‘cazsı’ progresif rock’ına da göz kırpan bir albüm kaydetmiş.


16 Temmuz 2017 Pazar

Yazz Ahmed -“La Saboteuse” (Naim Records)


Tıpkı Kamasi Washington gibi, adına ve yeteneğine önce kendi alanında değil de farklı müzik disiplinleri bünyesinde denk gelerek tanıştığımız isimlerden Yazz Ahmed. Bahreyn doğumlu İngiltere ikametli Yazz Ahmed trompet (ve flugelhorn) çalıyor. Radiohead’in “King of the Limbs” albümü ve aynı albümün “Live from the Basement” başlıklı canlı kaydından onu anımsayanlar olacaktır. Ortadoğu’ya özgü notaları, çağdaş caz ile flört ettirişiyle dikkat çekiyor ecnebiler arasında. Bizim onlardan çok daha aşina olduğumuz işler bunlar tabii, ama yine de burun kıvıracak gibi değil “La Saboteuse”.

27 Haziran 2017 Salı

Valerie June - “The Order of Time” (Concord Music)


Valerie June ve saçları. Tennessee merkezli sanatçının yeni albümüne dair ilk dikkat çekecek şey, ve hatta ilk akılda kalacak şey kendisinin medusa ile rastafari arası saç tercihi. Ama June’un saçları, Kuzey Amerika’nın geleneksel (ve yerli) müzikal geleneklerini indie çağının country/folk estetiklerine uygun icra edilmiş iyi mi iyi şarkıları yanında sadece bir ekstra, güzelinden bir detay.


6 Mayıs 2017 Cumartesi

Lara Di Lara - “Hazineler İçindesin” (Sony Müzik Türkiye)


Dilara Sakpınar’ı 123’ten anımsayanlar mutlaka olacaktır. Özenli ve özel bir müzik yaparak, sunumuna da alışık olduğumuzdan birkaç tık daha fazla önem veren albümler kaydetmiş bir gruptu 123. Lara Di Lara (ya da lara di lara da yazıldığına denk geleceksiniz), Dilara’nın solo projesi. Altı şarkılık bir EP ile takdim ettiği Lara Di Lara yolculuğuna ilk albümüyle devam ediyor. Memleketimizin türkçe sözlü müzik camiası için kendi sesini, tınısını, yolunu yordamını arayan iyi bir iş “Hazineler İçindesin”. Cazsı anlar,uçuk taraflar, deneyler mevcut ama özünde, sırtını şarkıların gücüne dayamış kişisel bir albüm.

5 Mayıs 2017 Cuma

Karen Elson - “Double Roses” (1965 Records)


Karen Elson 2010’da ilk albümü “The Ghost Who Walks”u yaptığında, adının hemen akabinde mutlak suretle o zamanki eşi ve çocuklarının babası Jack White ile modellik kariyeri geçiyordu. Umulmadık derecede kişilikli ve iyi bir albümdü oysa kendisi. Tabii ki Jack White etkisi fena halde barizdi, ama Karen da Amerikan kırsalından gotik bir prenses edasıyla arz-ı endam ediyordu. Aradan yıllar geçti, çift ayrıldı, ve Karen yeni bir albüm kaydetti. Kendi tabiriyle bir ‘boşanma sonrası’ albümü “Double Roses”. Artık onu ‘eş durumundan torpilli’ görmek mümkün değil, kendi ayakları üzerinde duruyor. Üstelik Laura Marling, Father John Misty ve Pat Carney (The Black Keys) gibi konukları, iyi bir prodüktörü var.İlk albümündeki teatral ve vintaj hava da yerini daha modernce, daha pop dostu bir tınıya bırakmış.

Ed Sheeran - “÷ (divide)” (Asylum/Atlantic Records)


Başta memleketi İngiltere’de olmak üzere Ed Sheeran çok seviliyor, ve kimsenin onu sevmekten yakın zamanda vazgeçeceği yok gibi. Bir cazibesi var, ve onu şarkılarıyla çok iyi besliyor. Üçüncü albümü “÷”, çıkar çıkmaz internet üzerinden milyonlarca kez dinlenerek, her türlü popüler müzik listesinin tepesine kuruldu. Öyle ki, İngiltere ilk 20’sinin neredeyse Sheeran’ın şarkılarından oluşuyordu. Peki Sheeran müzikal anlamda bu ilgiyi görmeyi hak ediyor mu? O konu biraz muallak, belki biraz daha az akor dizilişi / vokal partisyonu ödünç alırsa... Ama o zaman ilk dinleyişte yakalayan eserler vermesi zorlaşacaktır... Neyse, neyse, bunları bir kenara bırakalım sizi her halûkarda bir yerden yakalayan keyifli şarkılar bunlar, o kısımla ilgilenelim.

29 Nisan 2017 Cumartesi

The Away Days - “Dreamed at Dawn” (Pasaj)


The Away Days için, dikkat çeken, neler yapacağı merak uyandıran, adları kulaktan kulağa yayılan genç bir grup olarak başlayan süreç ilk albümleriyle nihayet taç giydi. Adım adım hem memleket sathında, hem de ecnebi müzik blogları, festivalleri (ve hatta tanınmış gazeteler) nezdinde alaka gördüler. İngilizce müzik yapıyorlar. Ve bunu, ecnebi muadilleri gibi, ya da kadar değil, onlarla başa baş ‘mücadele’ edecek iyilikte yapıyorlar. Birtanya’nın gitarlı müzikal ekollerinden beslenmiş, bu güne ait ama uzun vadede kolayca eskimeyecek şarkılara, bir ucundan mutlaka sizi yakalayacak sözlere sahipler. Tek handikapları, haklarında yazılıp çizilirken zikredilen müthiş abartılı övgüler, halbuki zaten işleri ortada, abartıya gerek bırakmayacak denli de iyi.

26 Nisan 2017 Çarşamba

Tinariwen - “Elwan” (Wedge SARL, -anti)


Sahra Çölü'nün blues'unu bize yıllardır nefis örneklerle dinletiyor Tinariwen. Göçebe Tuareg halkına mensup ekip, Mali'de barınamaz hale geldiğinden beri albümlerini Kuzey Amerika'daki Joshua Tree Ulusal Parkı'nda, anavatanlarını andıran bir çevrede (çölde de diyebiliriz pektabii) kaydediyor. Mart'ta İstanbul'a yolu bir kez daha  düşen grubun, Kurt Vile ve Mark Lanegan gibi isimleri de misafir ettiği son albümü “Elwan” (Filler) şu sıralar mutlaka dinlenecekler arasında olmalı.